Anasayfa » Blog » DENİZLERİN NEŞELİ ÇOCUKLARI: YUNUSLAR

DENİZLERİN NEŞELİ ÇOCUKLARI: YUNUSLAR

Birçoğumuz yunusların balık olduğunu düşünürüz. Antik Yunan filozoflarından Aristoteles ilk kez yunusları balık olarak tanımlamıştır. Oysa denizlerin bu sevimli ve sıcakkanlı hayvanları, tıpkı balinalar, morslar, foklar ve denizaslanları gibi memelidirler ve yavrularını sütleriyle beslerler. Yunuslar, neredeyse bütün kültürlerde sevecenliğin sembolü olagelmişlerdir.

Yunusgiller (Delpinidae) familyası alabildiğine geniş bir türler toplamının adı olmakla beraber, genelde “yunus” denildiğinde akla ilk gelen, popüler bazı TV dizilerine de konu olan, “şişe burunlu yunus” (ya da “afalina“) olarak anılan Tursiops truncatus türüdür. Uzunlukları yaklaşık 1,7-2,6 metre; ağırlıkları ise 70-135 kilo arasında değişmekte. Alt ve üst çenede ortalama 260 diş vardır. Yaklaşık 7-8 cm uzunluğunda kocaman bir burunları vardır. Sürekli olarak gülümsüyormuş gibi görünen bu sevimli canlılar solunumlarını kafalarının üzerindeki deliklerden yaparlar. Belirli aralıklarla su yüzeyine çıkıp nefes alıp verirler. Oldukça hassas bir işitme duyuları vardır.  Yunusların yaşam süresi 25-35 yıl arasında değişmektedir.

Yunuslar insanlara yakınlık kurabilen hayvan gruplarındandır. Oldukça zeki ve oyuncul olan bu sevimli yaratıklar başları ile burunları arasında bulunan ses telleri sayesinde biraz da ıslığa benzeyen, melodik ve zaman zaman insanda şarkı söyledikleri hissini uyandıran sesler çıkarırlar. Öyle ki son zamanlarda yunusların seslerinden müzik albümleri yapılmaktadır.

Bütün hayatları suda geçen yunuslar su içmezler. Su ihtiyaçlarını yiyeceklerden ve vücut yağlarını yakarken ortaya çıkan sudan elde ederler. Suda olağanüstü hızlı hareket edebilme kabiliyeti olan yunuslar için denizler adeta bir oyun bahçesi gibidir. 300 metre derinliğe kadar dalabilir, 35 km hızla yüzebilirler. Yunuslar uyurken beyinlerinin yarısı uyanık kalır ve uyanık kalan tarafın zıt yönündeki gözü kapalıdır.

Yunuslar Nasıl Yaşarlar?

Yunuslar tatlı sular da dâhil her denizde yaşarlar. Genellikle yüzey ısısı 10 °C’nin üzerinde olan sularda yaşamayı tercih ediyorlar bu nedenle özellikle tropik ve subtropik denizlerde daha çok görülmektedirler.  Türkiye denizlerinde de en yaygın olarak “Tırtak” adı da verilen Delphinus delphis türü görülmektedir.

Sosyal yönleri dikkat çekici derecede yüksek olan yunuslar bazen tek, bazen çift çoğunlukla da sürüler halinde yaşarlar. 10 ile 500 arasında değişen üyeden oluşan sürüler kimi yerlerde 2000 bireye kadar çıkabiliyor. Sürüler halinde dolaştıklarında hasta ve yavru yunusları sürünün ortasına alarak güvenlik çemberi oluşturur, grubun zayıf üyelerini dış tehlikelere karşı korurlar. Beslenme listesinde deniz kabukluları bulunsa da temel besinlerini balıklar oluşturur. Günlük 40 kiloya kadar balık yiyebilen yunusların en çok ringa, sardalye ve mürekkep balığını severler.

Yunuslar yavrularını suda doğurup suda emzirirler. Anne yunus doğumdan hemen sonra yavrusunu emzirir. Anne yunusun karnında bulunan bir yarıktan çıkan sütten beslenen yavru, bu bölgeye küçük ağız darbeleriyle dokunduğunda süt fışkırır. Yaklaşık  % 50’si yağ olan yunus sütü yavrular için hayati önemde bir besindir. Yunusların vücut ısısının dengelenmesi için gereken yağlı deri tabakası bu sayede hızla oluşur.  Aile ve sürü içi sosyal bağlar yunuslarda son derece güçlüdür ve topluluk bireyleri arasında yaşam boyu süren bir dayanışma ve yardımlaşma görülmektedir.

Yunuslar insana çok büyük bir yakınlık gösterdikleri için tıpkı kediler, köpekler ve atlar gibi evcilleştirilebilirler. Yunuslar için özel tasarlanmış olan havuzlara “Delfinaryum” denilmektedir. Çok zeki ve hızlı öğrendikleri için kolayca eğitilirler.

Mitolojide ve Edebiyatta Yunuslar

Dionysos’u kaçırmaya çalışan Naxos’lu korsanların yunusa dönüşmesi antik Yunan mitolojisinin en ilginç öykülerinden biridir. Bu alegorik dönüşüm öyküsü bizi insanlarla Yunuslar arasındaki bağları iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Zira birçok kültürde yunusların yolunu kaybetmiş denizcilere yol gösterdiğini, denizde boğulmak üzere olan çocukları kurtardığını anlatan öyküler bulunmaktadır. Kimi araştırmacılara göre Batı dillerinin çoğunda Dolphin ya da Delfin olarak geçen Yunusların adları kehanetin ve bilgeliğin merkezi olan Dionysos tapınağı Delphoi’den türetilmiştir.  Delfili anlamına gelmektedir ve bilgelikle, kehanetle ilişkilendirilmektedir.

Dionysos’a kendilerini affettirmek için insanlara yardım eden ve şifa veren Yunusların insandan dönüşmüş varlıklar olarak açıklanmasına benzeyen başka hikâyelere birçok kültürde rastlamak mümkün. Bir rivayete göre, Musa’yı ve kavmini Kızıldeniz’i geçerken izleyen firavunun askerleri de yarılan denizin birleşmesiyle suda boğulmamış, yunuslara dönüşmüşlerdir. Mitoloji insanlığın kolektif belleğinin ve bilgeliğinin kaynağıdır ve insanlığın kültürel coğrafyasının birçok bölgesinde benzer motiflere rastlamamız şaşırtıcı değildir.

Edebiyatta da yunus motifi çok güçlüdür. Hem çocuk edebiyatında hem masallarda hem de dini metinlerde yunuslara sıklıkla rastlarız. Edebiyatımızda en çok bilinen Yaşar Kemal’in Deniz Küstü romanı, Marmara denizindeki yunusların öyküsüyle İstanbul’daki insanların, hatta İstanbul’un bir döneminin öykülerini birbirine bağlar. Yabancılaşmanın, yozlaşmanın ve çürümenin alıp başını gittiği İstanbul’da bir yandan da denizlerin neşesi olan yunusların katliamlardan geçmesi gözler önüne seriliyor. Elbette ki fonda dönemin siyasal iklimi kendini göstermekte.

Yunuslarla Terapi

Hayvanlarla tedavi yöntemleri tarihin en eski çağlarından beri uygulanmaktadır.  Başka bir canlıyla kendine özgü bir iletişim içindeki insanın ruhsal ve bedensel fonksiyonlarında gözlemlenen pozitif ilerlemeler, sağlık ve tedavi üzerine yoğunlaşan herkesin ilgisini bu tarz tamamlayıcı terapilere çekmektedir. Özellikle son yıllarda tüm dünyada engelli bireylerin, ağırlıklı olarak da çocukların eğitim ve terapisinde yunuslardan, atlardan ve köpeklerden yararlanılmaktadır. Türkiye’de de ilk kez Antalya Ruhbilim Okulu Başkanı Dr. Murat Kemaloğlu öncülüğünde Yunus terapisi hizmetleri verilmeye başlanmıştır.

Yunus terapi çalışması on gün sürmektedir. Çocuk her gün yarım saat yunusla yakın temas halinde yüzdürülmekte, daha sonra da terapödik aktivitelere katılmaktadır. Yunus Terapisi çocuğu yeni beceriler geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye teşvik etmektedir. Yunustan çocuğa akan biyo enerji-yaşam enerjisi-çocuğun dikkatini, farkındalığını, şefkat duygusunu, dış dünyaya ilgisini arttırmakta ve öğrenme süreçlerini iki ila on kat hızlandırmaktadır. On günlük çalışmanın ortaya çıkardığı bu olumlu etkilerden çocuk yaklaşık bir yıl yararlanmaktadır. Bu dönemde çocuklar aldıkları özel eğitim ve terapilerden çok daha fazla şey öğrenebilmektedir. Çocukla yunus arasında takdir ve hayranlık duygularının yoğun yaşandığı, tüm yargılardan arınmış bir ilişki oluşur. Bu ilişki çocuğa huzur ve mutluluk verir. Yapılan kontrollü çalışmalar yunuslarla yüzmenin depresyon giderici bir etki de gösterdiğini kanıtlamıştır. Mutluluk maddesi denilen endorfinin arttığı, beyinde alfa dalgaları ile ilgili olumlu gelişmeler, T hücreleri denilen bağışıklık hücrelerinde ve immünglobulinlerde artış olduğu laboratuar çalışmaları ile anlaşılmıştır. Bazı araştırmacılar yunusların yaydığı ultrasonik dalgaların yara iyileştirici etkisi olduğunu göstermişlerdir. Davranışçı psikoterapi ekolleri de yunusla yüzmenin çocuk için büyük bir ödül olduğunu, çocuğa öğretilen bazı becerilerin pekişmesi için yunusla yüzmenin kullanılabileceğini vurgulamaktadır.